|
Dünyadaki
çeşitli olaylar, varoluşlar, tüm birimler, kısaca
yaşadığımız her şey rastgele mi meydana
geliyor?... Hayır!.
Yaşadığımız
düzen içinde hiç bir şey havadan varolmamaktadır!.
Bu
alemde asla tesadüflere ve sihirbazlığa yer yoktur. Bütün
oluşlar belli bir sistem içinde bir düzene tâbidir!.
Üzerinde
yaşadığımız bu dünya hikmet yurdudur. Yani, dünyada
olup biten her şey, çeşitli olaylar, bildiğimiz veya
bilemediğimiz bir sistem ve bir düzen içinde oluşur!.
Her bir
şeyin oluşmasında, diğer bir şey ona vesile olur!.
Çeşitli sebepler söz konusudur.
Sebepleri
ve bağlantıları göremediğimiz anda ise, o şeyi olağanüstü
olarak nitelendiririz.
Evrende
her şey birbiri ile iletişim halindedir ve
birbirlerini etkilerler!.
Düzensizlik
diye gördüğümüz şeyler bile bilemediğimiz bir düzenin,
bir sistemin eseridir.
Bütün
bu sistemi, düzeni meydana getiren asıl kaynak ise,
varlığın aslı ve orijini olan, tek bir ILIM ve
Kudrettir; ki, O`na Din dilinde “ALLAH”
ismi verilmiştir!.
Her şeyi
bir sebeple meydana getiren ALLAH, insanların düşünce
ve davranışlarındaki düzeni; ve de insanın
kaderini, Burçlar sistemi adını verdiğimiz bir
mekanizma ile düzenlemiştir.
Yaşamımıza
yön veren alınyazımız, hakikatı melekler olan burçlardan
gelen kozmik ışınların, beynimizde oluşturduğu
programlama ile, Allah tarafından takdir edilmiş ve
yaratılmıştır...
Sistem
içinde burçlar ve yıldızların varlığının doğal
sonuçları da, dünya üzerinde çeşitli olayları
meydana getirmek; ve insanların kişilik özelliklerinin
oluşmasını ve ortaya çıkmasını sağlamaktır.
Kısaca,
burçlar düzeni ile kurulmuş bir yaşam sistemi içinde
yaşamaktadır bütün varlıklar...
Astroloji:
Burçlar, yıldızlar, bunların sistemdeki yeri ve
etkileri, insanın beyin programının oluşumu, aldığı
etkiler ve tepkileri; kozmik ışınımların dünya ve
insanlar üzerindeki tesirlerinin neler olduğu gibi
konuları kapsar.
Bir başka
deyişle; içinde yaşadığımız evrensel sistemi
kendi dili ile açıklar...
KADER VE
ASTROLOJİ BAĞLANTISI
Kişinin,
doğum tarihi ve saatine göre hazırlanmış yıldız
haritası, o kişinin kader çizgisini bir ölçüde
anlamamıza vesile olur.
Burada,
genetiğimizde mevcut bilgiler eşliğinde kişilik özelliklerimiz,
nasıl bir hayat süreceğimiz, yakın uzak ilişkilerimiz,
yaşam boyu nelerle karşılaşacağımız; huyumuz,
mizacımız, hastalıklarımız, kazalar, rızkımızın
ne kadar olduğu, kısaca doğumdan ölüme tüm yaşantımız,
alnımızın arkasındaki beynimize, kozmik kalemle yazılmıştır,
diyebiliriz..
Bilebildiğimiz
kadarı ile, yıldız haritamızdaki veriler alınyazımızdır!.
Bizim fıtratımız
itibari ile, takdir olunanların ortaya çıkması da
transit adı verilen yıldız hareketleri ile olur.
Kişinin
özel Yıldız haritasında, her gezegen belli bir
burcun, belli bir derecesine düşer. Aynı zamanda da
12 evden birine isabet edecektir. Bu şekilde sabitleşir
ve artık değişmez. Böylece, buna dayalı olarak
beyinde belli noktalar açılır ve faaliyete başlar....
Şimdi
güneş sisteminin hareketini düşünün. Tüm
planetler sürekli bir dönüş ve hareket içindeler.
Bunun sonucu, her an, değişik mana yüklü dalgalar
uzaya yayılmaktadır.
İşte,
bir planet, kendi haritamızda belli bir burçta bulunan
ve artık bizim için sabitleşmiş olan bir
planetimizin, yani beynimizde açılmış olan sabit bölümlerin
üstünden geçerken; veya o nokta ile çeşitli açılar
oluşturduğu zaman, biz belli durumlarla, duygularla
veya olaylarla karşılaşırız... Daha önce, beyinde
o devre açıldığı için, daha sonra, o noktaya denk
gelen etkiyi, beynin değerlendirmesi mümkün olur.
Sistemin işleyişi bu şekildedir.
Şimdi
bir örnek verelim:
Kişinin
özel haritasında AY, Boğa burcunun 10 derecesinde
bulunsun... Daha sonra bir planet, örneğin MARS, Boğa
burcunun 10 derecesinden transit geçerken veya Akrep
burcunun 10 derecesine gelip, zıt pozisyonda transit
olduğu zaman, kişi sert duygusal etkiler altında
kalarak taşkınlıklar, duygusal patlamalar veya kaza
gibi durumlarla karşı karşıya gelecektir. Mars, boğa
burcunun 10 derecesinden uzaklaşıp, transit etkisi geçtiği
zaman, kişi yeniden normal yaşamına dönecektir. Ve
bu arada, ters bir şey yaptıysa sonradan pişmanlık
duyacaktır.
Ne
zaman, nelerle karşılaşacağımız, kendi haritamıza
yani, proğramımıza bağlıdır!.
Her ne
kadar birbirimizle alakalıyız gibi görünse de, aslında
herkes kendi kaderini yaşar!.
Kişiler,
başımıza gelecekler için sadece bir vesiledir.
Eğer
bize bir sıkıntı takdir edilmişse, bir olay, bir kişi
buna figüranlık edecektir.
Daha
gerçekçi bir ifade ile; olaylar bize gelmez, biz,
kaderimiz gereği, olayları kendimize çekeriz!.
Ve o
olayın bize ulaşması için de, birtakım kişiler
buna vesile olur!.
Zahirdeki
görünüm itibariyle falanca bana kötülük veya
iyilik yaptı deriz. Halbuki herkes, kendine takdir
olanı yaşamaktadır!.
Durum böyle
olunca, kişileri suçlamak mı, yoksa kaderine razı
olup; akılcı bir şekilde gereğini yapmak mı...?
Başımıza
gelecek olayların, gelmesi kaçınılmazdır!. Çünkü
bunu değiştirmek demek, ya doğum anında gelen
tesirle, beyinde açılan noktayı kapatmak; ya da, daha
sonra gelen yıldız etkisini kesmek demektir, ki; her
ikisi de mümkün değildir.
Ancak
bunun ötesinde şöyle bir gerçek daha vardır... Hz.
Rasûlullah Efendimizin öğretisinde;
“Dua
ve sadaka kazayı yok eder.“
buyurulmaktadır.
İşte,
halk arasında, atlatılan bir kazanın akabinde, sık
kullanılan, “Verilmiş sadakan varmış..” sözü
bu noktaya dayanmaktadır.
Dua, kişinin
varlığındaki, özündeki, ilahi güçleri ortaya çıkarır!.
Yani,
dua, zikir, namaz gibi çalışmalar aynı zamanda,
beyinde koruyucu manyetik bir güç de oluşturur!.
Gelen sert tesirler, kendi oluşturduğumuz, manyetik
kalkanımız sayesinde hafifler. Böylece kişi kendini
korumuş olur.
Ne var
ki, tedbir de takdirdendir ve “dua
dahi kaderdendir”, gerçeği unutulmamalıdır.
Bakın
KADER konusunda büyük islâm âlimi Şah Veliyullah
Dihlevi, neler diyor "Hüccetullahi Baliga"
isimli çok meşhur eserinde :
"Şimdi
gelelim kulların ihtiyarı konusuna... Kullar işleyecekleri
fiilleri seçebilirler.. Evet ama, kullar için gerçek
bir seçim, hiç bir zaman için sözkonusu değildir!.
Çünkü bu seçim, kişinin değil de Allah`ın istediği
şeyin olması, fayda vermesi hakkında bilgi sahibi
olmadığı bir şey hakkında bir saik ve azmin
bulunması gibi sebeplerle malüldür. Bu durumda hangi
ve nasıl ihtiyardan bahsedilebilir?
Rasûlullah
aleyhisselam şu açıklamasında bu hususa işaret
eder:
"Şüphesiz
kalpler, Allah`ın iki parmağı arasındadır; onları
dilediği gibi çevirir!." (cilt:1-sayfa:248)
* * *
Şimdi
bir örnek daha verelim.
Diyelim
ki; Mars kişinin özel haritasında 2.ci evde ve Koç
burcunda sabitleşmiş durumda olsun...
Transit
Mars, Koç burcuna 60 ve katları derecelerde açı
yapacak mesafelere geldiği zaman, kişiden güçlü ve
yaratıcı davranışlar ortaya çıkar. Buna mukabil 45
ve katları olan derecelerde açı yaptığı zaman,
ters, güçsüz, sert ve hatalı davranışlar görülür.
Ayrıca,
2.ci ev para evi olduğu için, hiç umulmadık
masraflara neden olur. Yani kaderde, bu parayı harcamak
var ve sistem gereği bu tesir geldiği anda kişide
alma hırsı veya arzusu meydana gelir ve bu harcama yapılır!.
Ya da,
sağlık evine sert bir yıldız varsa, güçlü yıldız
transitleri etkileri geldiği zaman, bir hastalık
ortaya çıkar. Çünkü böyle bir durumda kişinin
beyninin sağlıkla ilgili bölümü zayıf durumdadır.
Güçlü tesirler karşısında ister istemez
yenilecektir. Ama sağlık evinde böyle bir durum
yoksa, sağlıklı bir yaşam sürecektir...
* * *
Bu
arada çok önemli bir hususu açıklayalım...
Burçlardan
gelen veya planetlerin yansıttığı dalgalar,
"sen şu fiili işle" gibisinden anlamlar
ihtiva etmezler!.
Ya da
"sen şu duyguya kapıl" gibi bir duygu oluşturmazlar!.
Gelen
dalgalar genel bir anlam taşırlar; ancak herkes bu
dalgaları, kendisinin ilk beyin proglamlanışı
istikametinde değerlendirir..
Mesela;
Mars, Yay burcuna girdiğinde yansıttığı dalgalar
tek tip olmasına karşın, herkes bu dalgayı kendi
haritasındaki Yay burcunun düştüğü eve göre değerlendirir..
İkinci evi Yay olanla, altıncı, ya da onbirinci veya
onikinci evi Yay olanın bu dalgaları değerlendirişi
son derece farklıdır..
Tıpta,
şöyle bir uygulama vardır...
Bir
kediyi masaya yatırırsınız ve beynine, mesela seks
merkezine elektrodu değdirir ve onu irrite edersiniz..
Hayvanda seksüel davranış görülür.. Sonra aynı
elektrodu farklı bir merkeze yöneltirsiniz, bu defa
aynı dalga irritesi hayvanda başka tür bir davranışın
mesela açlık duygusunun oluşmasına neden olur...
Dalga
aynıdır, fakat farklı bölümde farklı şekilde değerlendirilir.
İşte
bir burçtan veya gezegenden gelen astrolojik tesirler
de, tek tek aynı olmasına rağmen, farklı açılımları
dolayısıyla insanlar ve diğer canlılar tarafından
farklı farklı değerlendirilir.
Düşünün
ki, ayrıca, pekçok farklı türden, çok farklı dalga
türleri her an dünya üzerine gelmekte; ve bizler de
beyinlerimizin ilk açılışlarına göre bunları her
an farklı bir şekilde değerlendirmekteyiz!..
Bu
mekanizma, "Din" açıklamaları içinde
"KADER" kelimesiyle tanımlanmıştır..
* * *
Rasûlullah
aleyhisselam bir açıklamasında diyor ki:
“Allah
bütün mahlukatı karanlıkta zulmet içinde halketti,
sonra nurundan saçtı. O nur kime isabet etti ise
hidayet buldu. Etmeyen ise karanlıkta kaldı.”
Takdir
gereği kime mutluluk getirecek tesirler isabet etti
ise, o beyin, kendisine kolaylaştırılan bir biçimde
gerekli fiilleri yaparak onun neticesine ulaşır!.
Hiç
kimsenin programı dışında birşey yapması mümkün
değildir. Ve gene, sistemi anlatan Hz. Peygamber s.a.v.
efendimiz diyor ki;
“Hiç
kimse kendi ameliyle cennete gidemez.“
Cennete
gitmek "amel"e değil, Allah’ın o kişi
hakkındaki hüküm ve takdirinin sonucu olarak oluşan
"iman" a; ve bunun açığa çıkış şekli
olan anne karnında 120.ci günde, meleki kökenli yıldız
tesirlerine bağlıdır. Nitekim bunu daha evvel de açıklamıştık
zaten....
Yapılan
ameller, yani çeşitli çalışmalar ise, gideceğimiz
boyuttaki (cennet veya cehennem) mertebelerimiz için çok
önemli.... Ancak, bu çalışmaların bize kolaylaştırılması
veya zor gelip yapılmaması dahi, takdire bağlı
olarak, gene kozmik tesirlerle oluşan istidat,
kabiliyet ve genetik programa bağlıdır....
O halde
hedef; kendini tanıyıp, mevcut ve gizli özelliklerimizi
en iyi şekilde kullanarak, var oluşun hakkını
verebilmektir. Bu da ancak, sistemi bilmekle mümkün
olur...
|